Üst Reklam

KARGA MISIN ŞAHİN Mİ DENİZ Mİ SİN OKYANUS MU...

Pınar Tarı

Pınar Tarı

KARGA MISIN ŞAHİN Mİ DENİZ Mİ SİN OKYANUS MU...

  • 02 Mayıs 2020, Cumartesi 11:44

KARGA MISIN ŞAHİN Mİ DENİZ Mİ SİN OKYANUS MU...
Bir maskede balık ya da çiçek mi..
Aynada, az önce boyadığım dudaklarıma demek isterdim ama maskeme bakıyorum,gözlerimle buluştum sonra her gün yaptığım gibi( rutin seansımdır bazılarına göre deliyim bunu yaptığım için) yani demem şu her gün ayna karşısında pınarla yüzleşme,konuşma seansı bahsettiğim✔️tavsiye edebilirim ancak ...Yapın illa diyemem????

Ne değişti ki ?Zaten o maskelerin görünmeziyle dolaşmıyor muyduk...
Yolda,işte,evde ,otobüste ,sosyal medyada,hepimiz o sahte balonun o sahte yüzleri değil miydik?
Dilimiz başka gözümüz başka konuşan, bardağa göre şekil alırken suyun en safını kirletircesine en tatlı en masum en iyi olan biz değil miydik?
Düşünün ömrünüzün hangi döneminde bu kadar göz göze gözlerinin içine baka baka ağzınızın önüne set koyarak konuştunuz,susturuldunuz?... Kim bilir belkide sadece bir virüsü değil nefsimizdeki nefesin sesini de süzmek için bir ödüldür bu maske ...

Yüzümüze bizden habersiz gelip yerleşen mimikler duyguları nasıl ele veriyorsa; bilinçlice taktığımız maskeler de saklıyor o duyguları. Yani hem sahte hem gerçek.

Şu an hepimiz kendi öz eleştirimizi yapıyor ve “Hak ettik biz bu cezayı dünya bize ders veriyor” Takdir-i İlahi ya da komplo senaryolarına daldık,çırpınıyoruz ve bu gibi söylemlerle kendi vicdan muhakememizde ,güya ders alıyoruz/muşuzu yazıyoruz, çiziyoruz ... Ama benim kalbim şunu söylüyor eğer bunu Yaradanın bir cezası olarak görüyorsak sanırım o zaman bu büyük bir haksızlık olmaz mı ölen yaşlılarımıza ya da bağışıklık sistemi zayıf insanlarımıza ?Onlarca ölen doktora sağlık çalışanına haksızlık olmaz mı,Rabbim yaşlılarımızı ve masumları seçmiş olamaz dimi...

Gerçek ne miydi?GERÇEK HER ŞEY di...
Bu süreçten sonra deletlenmiş yeniden yapılanmış ve yüklenmiş bireyler olacağız dimi,koca bir inşallah deyip inanmak istiyorum buna...

PEKİ YA MASKELER ...
Siz bir tek doktorlarımıza,sağlık çalışanlarımıza yakışıyorsunuz öyle kalın yerli yerinizde en sağlıklısından..Ne kadar çiçek börtü böcek çizsemde üzerinize ııh olmadı, olduramadım.Ben gülümsemek gülümsediğimin görünmesini, gülümseyenlerimi görmek istiyorum,Simgeye rujunun markasını sormak istiyorum,Şarkılar seni söyler diye bir keman sesinde başımda şarkı söylerken kemancı,ona peçeteden gül yapmak istiyorum teşekkür ettiğimi duysun istiyorum....

Yani maske sana da bir çift sözüm var ;”Sahteliği, samimiyetsizliği bireyin söylemleriyle eylemleri arasındaki farklılığı örten olma sende ...Mevlana’nın “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” sözüne meylet ve git olduğun yere...Biz görünmezini takarız yine sen merak etme...

Ve zaten maskeyi aslında biz bugün takmadık ki yıllardır takıyoruz bazen gözümüze,bazen ağzımıza ve çokça yüzümüze ...Bu maskeli baloda onun sahte yüzleri olduk...Ne güzelsin Murathan MUNGAN ve YENİ TÜRKÜ ...
Dünyamıza karşı taktık en çok öyle güzel kandırdık ki sahte maskelerimizle... Ama galiba yemedi sonuç ortada.
Sosyal medyamız da hepimiz sayfalarca paylaşımlar yaptık DÜNYAYI KURTARAN ADAM olduk, kolaydı da çok, fikrin yoksa bile klavyen vardı hooop copy paste bitti gitti, ki buna karşı değilim,ses olma adına farkındalık yaratma adına en azından, bu arada da lisede kopya hazırlarken aslında farkında olmadan o dersi çalışmış olduğunu farketmeyen sevimli kurnazlar gibi gelişiyor öğreniyoruz ,onca yazarın onca sözünü,onca bilgiyi,kişisel gelişimimizi fark ediyoruz aslında,tabi canım hepimiz en kültürlü en fit en güzel en aşçı enlerin eniyiz yaşasın sosyal medya!!
Neyse geleyim maskeme maskelediklerimize,mış gibi oluşlarımıza ....
hepimiz kaz dağında uçan kuştuk hatırlarsanız
Hepimiz Uzungöl’de, Salda’da ve daha nice yerlerdeki ormanların katledilişine, maden ocağı açılmasına, siyanürle altın aramaya, irili ufaklı birçok barajın akarsularımıza kement gibi yapılmasına karşı çıktık. Evet haklıydık. Yaşadığımız dünyayı kirletenlere, kaynaklarını hor kullananlara karşı çıkmak normal, olması gereken bir insan tepkisiydi.

Ama bunlara karşı çıkarken nasıl yaşıyorduk ve nasıl yaşamaya devam ettik, bakın anlatayım size;

Çoğunuz bakın mutfaklarınıza banyolarınıza evimizin her yerini mermerlerle döşedik, yastık altlarınıza bakın yatırım amaçlı altın aldık, düğünlerde altın hediye ettik, kampa gittiğimizde alevi boyumuzdan büyük kamp ateşleri yaktık, evde sırf keyif olsun diye odununu soba da veya şömine de yaktık.

Hani mermer ocaklarına karşıydık. Hani ormanın kesilmesine karşıydık. Hani siyanürle altın aramaya karşıydık.
Sahteyiz. Samimi değiliz. İçimiz başka dışımız başka. Hatta kirliyiz. Hatta sadece onlar değil hepimiz az veya çok suçluyuz, işlenen bu suçun ortağıyız.
BİZ SADECE KARŞI ÇIKMAYI İYİ BİLDİK...


Boşa akıtılan tonlarca su,klimalarımız çalışırken açtığımız pencerelerimiz,Işıl Işıl yanan evlerimiz gece aydınlanan çiçeklerimiz bahçelerimizde olmazsa olmaz o çiçek görünecek, çöpe dökülen aç gözlü tabaklar,onlarca giysi .....

İşte bunlardan dolayı da sahteyiz, samimi değiliz. Eylemlerimizle söylemlerimiz farklı.
Seviyormuşlarımıza ne demeli işi bilen olamadık, işini bilen olmayı seçtik, sahte maskelerimizle de süsledik bu halleri, yani insana insan olamadık, dosdoğru dost olamadık be gardaş...
Eğer kirli bir ırmağı içine alıyorsan, bozulmadan kalabilmen için deniz olmalısın" der Dostoyevski. Peki, bu durumda deniz kirlenmiş olmaz mı?
Bu sorunun cevabını verebilmek için denizin büyüklüğüne bakmak gerekir. Burada denizin büyüklüğü, gerçek hayatta bireyin gönlünün genişliğine, hoş görüsünün çokluğuna karşılık gelir.
Bu durumu anlatan çok güzel bir öykü vardır. Bunu hemen paylaşıp, kıssadan hisse için susmak gerek:
Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Bir süre sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektâş-i Veli'nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister. Durumu Hacı Bektâş-i Veli ‘ye anlatır ve Hacı Bektâş-i Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve ayni durumu Mevlâna'ya anlatır, Mevlâna ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektâş-i Veli ‘ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlâna'ya bunun sebebini sorar.
Mevlâna şöyle der: “Biz bir karga isek Hacı Bektâş-i Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir”.
Adam üşenmez kalkar Hacı Bektâş-i Veli dergâhına gider ve Hacı Bektâş-i Veli'ye, Mevlâna’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektâş-i Veli'ye sorar.
Hacı Bektâş-i Veli bunun üstüne “Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlâna’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir” der.


en sevdiğim sözdür "hayat değil maskeli balo". kimi ne kadar tanıyorsun ki? kimi ne kadar tanıdık ki?

Dünyanın bir vatan ve bizlerin de bu dünyanın vatandaşı olduğumuzu öğrenmemizle başladı her şey.
 

DENEYELİM Mİ VAR MISINIZ ?

İnsana denk gelesin
Bin minnet...Bin hasret...Rast gelsin...Sevgilerimle Pınar TARI

Yorum Yazın
CAPTCHA security code

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Alt Reklam
yukarı çık
UA-129422814-1