Üst Reklam

EKİMİN TOPRAK RENGİ

Pınar Tarı

Pınar Tarı

EKİMİN TOPRAK RENGİ

  • 03 Ekim 2019, Perşembe 10:45

Ekim ayı geldi toparlanıp gitmeden karalayayım ben de güneşi uğurlarken zamanın hazan anında... Bütün yaşadığım güzellikler bütün yaşadığım acılar tesadüf gibi Ekim’e sığışmışlar anılarıma bakıyorum da, Ekim ne çok şey ekmiş zamanlarıma zamanlı zamansız..

Sıcaklar bitiyor, turnalar göçüyor, ama ne güzeldir 29’u Ekim’in insanca yaşamanın sonsuz zamanının hediye edildiği...

Ve Zaman; geçip giderken, toprak renginde bastığım yeryüzü, ana rengine bürünmüş, üzerinde kırmızımsı, sarımsı çıtır çıtır yapraklar, çığlık çığlığa arya söylüyorlar sanki, yaprak yağmuru var sonbahar yağmurlarıyla yarışan, biri ne kadar ahmakça ıslatsa da, diğeri ona inat kupkuru bu sefer kurunun yanında yaş da yanmıyor üstelik, diğeri ne kadar romantikse yaprağın ki hüzünlü hangi ölüm bu kadar güzel olabilir ki... Ve ağaçlar yasta salına salına ağıtta hazan zamanında...

Ağaçlar adına çok üzülüyorum terkedildikleri için...

Sanat kendi diliyle konuşuyor Ekim’de, gökyüzü, yeryüzü renk değiştiriyor zamanına uygun şekilde... Susun ve dinleyin sonbahar yapraklarının bize anlattığı bir şeyler var!

Sanırım ölüm hayatın terbiyesi bunun için mi saklıyoruz kurutulmuş çiçekleri, kurumuş yaprakları kitaplar arasında?

“Yaşarken değer bilmeli...”

Ve “ZAMAN”

Zaman nedir? Kimse sormazsa ne olduğunu biliyorum. Ama birisine açıklamaya kalkarsam artık bilmiyorum… Eminim ki geçip gitmiş olmasa ‘geçmiş’ zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz yok. Şimdiki zaman sürekli var ise, geçmişe karışmayacak ise şimdiki zaman değil sonsuzluk olmaz mı? Beynimi ve beyninizi yakmadan susayım en doğru zamanda. ????

“Demek ki zaman yokluğa meylettiği ölçüde var olan şeydir.”

Bir yandan hakkında hem çok şey bildiğimizi zannettiğimiz, öte yandan ise hem çok az şey bildiğimiz ama herhangi bir lüzum hissetmediğimiz için bir şeyler öğrenmeyi aklımıza bile getirmediğimiz zaman.

SANKİ İŞTE ORADA ÖYLE DURAN BİR ŞEY... Duvardaki bir saatte tık tık tık...

Çünkü, kendimizi genellikle onunla herhangi bir işimiz ya da ilişkimiz yokmuş gibi hissediyoruz.

Kuşkusuz, yaşadığımız bu süreç, ele avuca sığmayan ama bununla birlikte insanları ezerek onların yok olmalarına neden olan bu gizemli kavram hakkındaki merakım sanırım sizin de merakınız.

Kaybettiklerimizi hep zamanın olmadığı sonsuzluğa uğurlar, TOPRAK RENGİNDE yorganla örteriz üzerlerini  ve her nedense sonsuzlukta ışık olduğunu varsayarak, onların ışıklar içinde uyumalarını dileriz. Bir gün mutlaka kendimizin de toprak olacağımızı bile bile, hiç ölmeyecekmiş gibi bizi ayakta tutan yaşama sevincimiz, insanlığın bir türlü anlaşılamayan iradesinin gücünü göstermiyor mu? Zaman eksenli günlük yaşamımızdaki kavga, sevinç, mutluluk, hüzün, korku, endişe, hayal, heyecan ve merak dolu günlerimizin bir gün bu ekseni terk ederek sonsuzluk denizine ya da boşluğuna dökülecek olması bizi ilgilendirmiyor. Bu olağanüstü bir şey, çünkü aksi takdirde yaşam olmazdı.

Aristo’nun zaman anlayışı başka, bir zaman filozofu olan Nietzsche “sonsuz şimdi”ye takılmış, Dostoyevski ise daima “şimdi”de yaşamıştır; Atay’ın zamanı tutunamaz, Tanpınar’ın zamanı ise tutulur; Newton’un zaman anlayışı mutlak, Einsten’ın zaman anlayışı ise görecelidir ve bu böyle  devam eder gider. Doğumhane kapısında bekleyen baba için zaman, özleneni beklerken geçen zaman, sınavlarımız olan zaman...

Dünyaya şöyle ya da böyle fırlatılmış olmak mucizevidir ve bu mucizeyi, yaşamımızı mucizevi bir biçimde, sanki hiç bitmeyecekmiş gibi sürdürerek devam ettirmeli ve hep “şimdi” de yaşamalıyız diyor çok bilenler, çok bilmişler ve gerçek bilenler.

Olmakla yok olmak arasındaki süreç bizim için yaşam zamanımızdır.

Zaman akıp giderken hepimizi  tüketiyor. Bir saniye geri gidemiyoruz.

Bizim için yaşam zamanımız ne zaman dolacak? Toprağın rengine ne zaman bulanacağız? Bilinmez. O yüzden bu dünyada var olmanın hakkını vermeliyiz.

İnsanca yaşamalı, insanca ilişkiler içinde olmalıyız.

Yok olma anı gelecek herkese ve her şeye.

Yok olmak belki de zamanı değiştirmektir.

Yaşamdaki zamanın her saniyesini değerlendirmeli ve kıymetini bilmeliyiz. Var olduk ve yok olacağız. Aradaki zaman bizim.

Tüketirken farkındalıklarımız bol olsun dilerim.

 

HİÇ KULLANILMAMIŞ BİR ZAMANIN GÖZKAPAKLARINI AÇIYORUM... çok sevdiğim bir sözdür.

 

Hiç bir şey olmadığı sırada olan, geçen şeydir,

Olayların birbirini takip sürecidir,

Gelmekte olan gelecektir,

Her şeyin bir anda olup bitmemesi için doğanın icad ettiği bir kolaylıktır.”

 Sezen Aksu için Zaman sadece birazcık zamandır...

Kısa dediğimiz bu zaman içinde hayat zor ama ona düşkün olduğumuz için de güzel. Grip mevsimi geldi evde yatmak zorunda olunca, bir anda dışarıda olma isteğimizi farkına varırız, gezmek isteriz o zorunluluk sayesinde hayatı sevdiğimizi anlarız değil mi?

EKİM’İN TOPRAK RENGİ sana gelince; aslında içinde ne çok sıcak renk var niye bu kadar hüzün kokuyorsun ki?

Toprak rengi kahverengi sarı ve bolca beyaz belki az da kırmızınla nasıl tatlısın aslında, kahverengiyle bir tutuluyorsun genelde ama bizde toprak bozkırdır. Toprak rengi de ona göredir, belki kahverengiden daha az hayat yüklüdür, belki de ekilen değil yürünen toprağı kast ettiğinden daha çok...

GÖZLERİNİZİN SAHİP OLDUKLARINIZI GÖRMESİNİ DİLERİM... HER ZAMAN.

Bin minnet... Bin hasret... Rast gelsin... Sevgilerimle

 

Yorum Yazın
CAPTCHA security code

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Alt Reklam
yukarı çık
UA-129422814-1